Perdenin kenarından sızan güneşle gözlerini araladı. Hemen yatağın yanındaki komodinin üzerini eliyle yoklayıp telefonuna baktı, bulamadı. Elini yatağın üzerinde gezdirirken fark etti ki telefon elinde uyuyakalmıştı. Zar zor açabildiği gözleriyle saate baktı. Neredeyse öğlen olmuştu. Olmuştu olmasına ama adeta iki saatlik uyku uyumuşçasına yorgun hissediyordu kendini…
Yatağından doğruldu ve salona doğru yavaş adımlarla ilerledi. Kapının girişinde açılmamış kargo paketleri ona el sallıyordu. Çoğunun içinde ne olduğuna dair bir fikri dahi yoktu. Kim bilir hangi indirimden ne zaman ne almıştı.
Bu düşüncelerle kolilere bakarken, telefonuna bankadan gelen mesaj moralini bozdu. Kartının limiti dolmuş ve son ödeme tarihinin üzerinden bir gün geçmişti.
Elini saçlarına götürdü, avuç içiyle yüzünü sıvazladı ve derince bir Ahh çekti… Başladı kendi kendine sitem etmeye… “Ahh Oya hanım ahh, çok ihtiyacın vardı elli birinci kazağa… Çok lazımdı kahverenginin üç ton açığı deri çizme…” Hiç lazım değildi belki ama alırken çok da gerekli olduğunu düşünmüştü…
Gözünün önünde olandan sakınamazsın…
Bildi bileli alışverişi çok severdi. Vitrin gezmeye, çarşı pazar dolaşmaya, internetten alışverişe bayılırdı. Alışveriş sitelerinden gelen indirim mesajlarından adeta haz alıyordu.
Çantaydı, ayakkabıydı, kazaktı, takıydı bakmayı severdi. Görünce içi gider; bilmem kaç taksit olunca dayanamaz alırdı. Öyle ya mavisi vardı ama laciverti yoktu kazağın, çok ihtiyaçtı! Dolabı etiketi üzerinde eşyayla doluydu. Annesi de bu durumdan hayıflanırdı ama dayanamıyordu işte. Bir almaya başladı mı kendini durduramıyordu. Yokuş aşağı gidiyordu frensiz araba gibi…
Çok kez denemişti alışveriş sevdasından vazgeçmeyi, sakınmayı ama bir türlü nihayete vardıramıyordu.
Bir şeyin dibindeyken aynı zamanda nasıl uzağında olabilirsin?
Telefonunu saat başı indirim ve fırsat mesajları geliyordu. Alışveriş sepetine attığı ürünler azalıyorsa anında bilgisini alıyordu. Telefonun ekranını açtığı anda ilk gördükleri alışveriş siteleri oluyordu. Dışarıya bir kahve içmek için çıksa, gözü hemen vitrinlere kayıyordu. Hal böyle olunca da kararlarını uygulayabilme süresi birkaç günü geçemiyordu.
Bankadan gelen mesaj epey moralini bozmuştu. Yapmaya çalışıp yapamaması daha da canını sıkıyordu.
Peki bunu nasıl yapacaktı?
Nasıl sorusunun cevabı aslında yöntemi veriyordu.
Yöntemi bilse belki alacağı sonuçlar çok daha farklı olacaktı…
Evet ama yöntem neydi?
Sakındığın şeyle aynı ortamda olma!
Bir şeyin dibindeyken, her an onu görürken ondan sakınman mümkün değil. Ayrılmak istediğin şeyin yakınında durursan, ondan ayrılamazsın.
• Bir süre vitrinlerin olduğu yerlerden uzak dur!
• Telefonuna indirim mesajları gelmesini engelle…
• Alışverişi hatırlatacak tüm uygulamaları sil…
• Harcamalarını gerçek ihtiyaçların doğrultusunda yap…
Bunları uygulamaya başladıkça işler ilginç bir şekilde yoluna girmeye başladı. Başlarda çok zorlansa da sakınabildiği için olasılıklar gözünün önüne gelmiyor, tekliflerle mücadele etmek zorunda kalmıyordu.
Sakınabildiğinde orada gücünün yettiğini fark etti. Alışveriş merkezine gidip ya da sosyal medyadan indirim haberlerini görüp kendini durduramayacağı belliydi. Sakınabildiği yer gücünün de gayet yeterli olduğu yerdi.
Yaklaşmaması gerektiğini anlamıştı.
Sakınmadan arınamaz insan, sakın ki istemediklerinden arınabilesin…
“Elli Birinci Kazak” için 20 yanıt
-
Her şeyin başlangıcı somuttan soyuta doğru oluyor. Önce fiziksel sakınma sonra insan zihninde meseleyi daha kolay halledebiliyor. Önce bir adımda olsa uzaklaşmak kıymetli.
Sakınarak arınıp bağımlılıklarımızdan kurtulabilmemiz ümidiyle 🤲-
Aslında mantığı bu kadar basit. Ama insan mesafe koymakta zorlanıyor.
-
Her şey bir adımla başlıyor aslında…
-
Özellikle gözünün önünde olunca mesafe koymak çok daha zor. O yüzden gözünün önünden kaldırmak gerek. Sonra aklına da gelmemeye başlıyor…
-
-
-
Sakınmadan arınılmaz. Burnunun dibinde duran, sürekli gördüğün şeyi nasıl aklından çıkarabilir ki insan? Sürekli aklında olan bir şeyi ise yapmadan nasıl durabilir?..
-
Değil mi şeker hastasının evinde sürekli tatli varsa nasil yemesin ki?
-
-
Halbuki insan yapabileceğini zannediyor.
Dibindeyken de sakınabileceğini zannediyor. Ne güzel bir strateji-
Kendi iradesini çok güçlü görüyor insan… Aslında gerçekten de güçlü, taa ki kendimizi bağımlı yapana kadar…
-
-
Ne büyük başarı insanın zaaflarından sakınabilmesi
Ve ne büyük sır aslında
Onca bedeller ödeyip küçücük zaafına yenilerek çöpe atılan hayatın tek çıkış yolu , zaafından uzak durabilmek-
Bunu bilmediğinde insan etrafında gezinip, bu sefer son diyip deniyor, deniyor sonra yine yaptığında ümitsizliğe düşüyor. Yine olmadı, yapamadım, yapamıyorum diyor. Mücadele gücü gidiyor. Zaafımızı farketmek ve ona hiç yaklaşmamak ne büyük konfor
-
Aksi insanı derin bir boşluğa itiyor sahiden.. ümitsizlik çok daha kötü şeylere neden olabiliyor…
-
-
-
Sakinma ve arınma ne kadarda farklıymış.
İnsan hayatin icinden örneklerle dinleyince hayatta ufak noktalarda nasil yanıldığını da anliyor.-
İnsan kendi hayatındaki 51. Kazakları görmeye başlıyor aslında.
-
Evet sanki ikisi de aynı şeymiş gibi geliyor kulağa. Halbuki birbirleriyle ilişkisi olan başka başka şeyler.
-
-
İnsan görünce dayanamıyor bazen
Bazen duyunca.. zannediyor ki bağımlı olduğu konuda kendini tutabilecek
Ama görürken duyarken dayanmak ne kadar zor. Sadece uzaklaşmak. Şifa bundaymış meğer:) -
İnsan uzaklaşmaya dayanabiliyor ama dibindeyken yememeye dayanamıyor. Ne kadar da bizi bize gösteren bir yazı olmuş.
-
İnsan ipin ucunu kaçıra biliyor .Dozunu artırdıkça artırabiliyor.Neyse ki nasıl toparlayabileceğinide yazmışlar.Bu çok kıymetli🙏
-
Evet demek ki neyden sakınmak istiyorsak onunla aramıza mesafe koyacağız. Dibinde iken hayır demek çok zor.
-
Eskiler de demişler… Göz görmeyince gönül katlanır… Ba na bunu da hatırlattı.
Az uzağa az öteye git ki özgürlüğünle karșılasabilesin -
İnsanların uzaklaşmak istedikleri bir şeyin dibinde durmaları ve yapmamayı denemeleri çok mantıksız… İnsan niye kendini böyle zorlar ki?
Bir yanıt yazın