
MERAK
Sileceklerin cama vuran ritmik sesi, süzülen yağmur damlalarına eşlik ediyordu. Arabaların kırmızı fren ışıkları, yağmurla birlikte camda çoğalıyordu sanki. Sonbahar rüzgârıyla savrulan sarı yapraklar asfaltı renklendirmişti. Arabanın içini ısıtan buğu ve sokağın nemli kokusu, geçmişe uzanan o yolculuğa eşlik ediyordu.
Kornanın sesiyle birden irkildi. Yeşil ışık yanmıştı; ayağını frenden çekip gaza bastı ve yola devam etti. Kafası çok karışıktı, eski günleri düşünüyordu.
Oysaki mutlu bir olay için yola çıkmıştı. Oğlu artık okulu bitirmiş, bir meslek sahibi olmuştu. Haylaz Ahmet gitmiş, yerine aklı başında bir genç gelmişti. Çok zor günler geçirmişlerdi; özellikle ergenlik dönemi oldukça sancılıydı. O günleri atlatmalarında Ahmet’in rehberlik öğretmeninin katkısı çok büyüktü. Gözünün önüne o eski günler geldi.
Yine böyle yağmurlu bir İstanbul gününde Ahmet’in okuluna çağrılmıştı. Neslihan endişeliydi, neden çağrıldığını merak ediyordu. Okulun rehberlik öğretmeni Ayşe Hanım, kendisini güler yüzle karşılamıştı. Önce onu sakinleştirmiş, çay ikram etmişti. Ardından konuşmaya başladı.
Ahmet’in aslında çok zeki bir çocuk olduğunu anlattı. Bunlar duymak istediği güzel şeylerdi fakat asıl mesele Ahmet’in sınır tanımayan merakıydı. Bilgisayarlara, programlamaya ve yazılıma büyük bir ilgi duyuyordu. İlgisi yalnızca program yazmak ya da teknolojiyi kullanmakla sınırlı değildi. Sürekli işlerin görünmeyen tarafını araştırıyordu.
“Şifreler nasıl kırılır?”, “Birinin hesabına nasıl girilir?”, “İnternet dolandırıcıları insanları nasıl kandırıyor?”, “Virüsler bilgisayarlara nasıl bulaşıyor?”, “Bir sistemin güvenlik açığı nasıl bulunuyor?” gibi sorular soruyordu. Saatlerce bu konularla ilgili videolar izliyor, forumlarda dolaşıyor ve karşılaştığı yeni kavramları araştırıyordu. Onu cezbeden şey zarar vermek değildi; insanların kurduğu sistemlerin arka planını anlamaya çalışıyordu. Yasaklı görünen şeylerin nasıl işlediğini öğrenmek istiyor ve kapalı kapıların ardındaki mekanizmaları keşfetmeye çalışıyordu.
Ayşe Hanım bunun bir sorun olmadığını düşünüyordu. Onun gözünde Ahmet; doğru yönlendirilmesi gereken büyük bir potansiyeldi.
İnsan merak ettiğini öğrenir…
“Ahmet’in merakı yanlış değil,” dedi. “Sadece yönü doğru belirlenmeli. İnsan neyi merak ederse onu öğrenir. Neye zaman ayırırsa ona yaklaşır. Merak doğru yönlendirilirse insanın en büyük gücü olur."”
Sonra sözlerine devam etti:
“Bir insan bütün dikkatini zarar veren insanların kullandığı yöntemlere verebilir ve sonunda onlar gibi düşünebilir. Ama aynı merakı sistemleri korumaya, açıkları bulup kapatmaya ve insanlara fayda sağlamaya yöneltirse çok değerli bir uzman olabilir. Siber güvenlik uzmanları da saldırganların kullandığı yöntemleri öğrenirler. Ancak amaçları zarar vermek değil, güvenliği sağlamaktır.” İnsan iyi şeyleri merak ederse iyi şeyler öğrenirdi. Ahmet bilgisayara olan bu ilgisini ve merakını yazılım güvenliğine yöneltirse çok büyük başarılar elde edebilirdi.
Öğretmeninin o gün yaktığı meşale, Ahmet’in hayatının dönüm noktası oldu. Merakını yıkmaya değil, korumaya; haylazlığa değil, bilime yöneltti. Yıllar süren azimli çalışmanın ardından Ahmet, Siber Güvenlik Bölümünü kazandı. Merakını doğru konsantrasyonla birleştirdiğinde neleri başarabileceğini kanıtladı. Bölümünden birincilikle mezun oldu. Neslihan şimdi arabayı oğlunun kep giyme törenine doğru sürüyordu.
Cama yine Yağmur damlacıkları düşüyordu. Ancak yıllar önce içini kaplayan endişenin yerini tarifsiz bir gurur almıştı. Bir öğretmenin fark ettiği merak, doğru yönlendirilen bir ilgi ve yıllarca süren emek… Bugün bir mezuniyet cübbesine dönüşmüştü. Ön camda süzülen her damla ona aynı gerçeği hatırlatıyordu:
İnsan neyi merak ederse ona yönelir, neye yönelirse sonunda ona dönüşürdü.
Ahmet’in hikâyesi bunun en güzel kanıtıydı.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 10 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
