BEN ZEYTİN AĞACI, BİRAZ SOHBETE NE DERSİNİZ?

Güneş sımsıcak! Vurdukça ne kadar da güzel ışıldıyorum. Biraz rüzgâr çıksa gümüş aynalar gibi parlıyorum.

Ee artık Ağustos geldi kavrulmayıp da ne yapacağım. Çocukların da rengi kararmaya başladı, olgunlaşıyorlar artık. Yakında bu yılın da ayrılık vakti gelir.

Güneşin bu kavrukluğuna alışkınım tedbirimi de asla bırakmam. Köklerimi olabildiğince toprağın derinine verdim. Orada bir su yatağı var.  Çok da soğuk buz gibi yandıkça oradan su çekiyorum. İyi oluyor çocuklar da rahat ediyor. Yapraklarımla korumaya çalışsam da bütün gün kavurucu güneşin altındalar. Bir de su yokken çok zor olurdu çocukların hali. Kavruk kalırlardı, yağsız, susuz acı…

Bu sene çocuklar güzel, besili ve yağlı.  Şimdi güneşin tadınıda aldılar mı mis gibi yağları olur.

Benim çocuklarım öyle kolay şartlarda büyümüyorlar. Ben de kolay şartlarda büyümedim.

Bazı zeytin arkadaşlardan haber alıyorum iklimi daha yumuşak yerlerdeler. Toprak, rüzgâr, güneş şartlar daha rahatmış. Ama meyvelerine ve yağ kalitesine bakınca yarışmalarda hep ben birinciyim. Benim çocukların yağı geçen seneki uluslararası yarışmada da birinci oldu, kolay değil.

E tabii, şartlar meyvelerimi ayrı bir olgunlaştırdı, yağlandırdı, lezzetlendirdi.

Bizim iklimde yazlar kavruk geçiyor. Arazide dağlık, rüzgârı da çetin. Çok sert zamansız estiğinde çocuklar dallarıma tutunamazlar. Dallarım bile gövdeme tutunamaz bazen kırılır.

Daha çocukken anladım ben bu işi. O yüzden kökümü çok güçlü yaptım gövdemi kalınlaştırdım. Kuraklık için gövdemin içerisinde su da biriktiriyorum. Dallarımı sonradan kalınlaştırdım en sonda çocuk yapmaya karar verdim. 

Çocuk işi ciddi iş öyle her istediklerinde suyu çekip vermek yok. Her istediklerin de yaprakla gölgelendirmek de yok?  Tam zamanında gerektiği kadar

Doğru davranınca, onlar da olgunlaşıp evden ayrılma vakitleri geldiğinde gittiler. Başka türlü onlardan çıkan yağla dünyayı nasıl sallardık.

Size bunları böbürlenmek için anlatmıyorum.

İnsanoğlu da böyle de…

Gelen zeytin toplayıcılarının çocuklarına bakıyorum. Bazı çocuklar belli daha küçükken çalıştırılmışlar. Çalışırken bir o kadar da mutlular. O çocukların sohbetleri var eğleniyorlar da. Sürekli neşeleri var, belli huzurlular da.

Bazı çocuklarsa hiç öyle değiller sürekli şikâyet ediyorlar. “Güneş çok, aman meyve suyu yok mu, yoruldum…” diye söyleniyorlar. Mutlu olmayı unutmuş çocuklar. 

Hani bahsetmiştim ya rahat iklimde ki arkadaşım, çocuklarından şikâyetçiymiş.  Çocukları dalına yapışıp duruyorlarmış, hatta çürüyorlarmış ama ayrılmıyorlarmış.  Arkadaş atsam da atamıyorum diyor zorlanıyormuş. Kışın bile onların bakımı ile ilgilenmek zorunda kalıyormuş. Ertesi sene oradan yeni yetişecek meyveler de olmuyormuş. Böyle hayat mı geçer?

Gerektiği gibi yetişmeyince zeytin, ağacına bile zarar veriyor. 

Belli ki rahat büyümek iyi değil, o an mutlu hissetse de sonu iyi olmuyor.

Sürekli mutlu olmak için akıllıca çalışmak, davranmak gerek.

İnsan rahat olunca tedbiri elden bırakıyor.

İnsan rahat olunca yapacağı işi erteleyebiliyor.

İnsan rahat olunca kökü güçlenmiyor.

Benim yağ olmayan çocuklar daldan ayrılıp hemen kendilerine ait gövdelerini oluştururlar. Böylece koca bir dağ dolusu zeytin ağacı olduk. Bizim kalitemizi görenler araziyi kiralayabilmek için çok para ödediler. Bizimle ilgilenir oldular budamaya, çapalamaya başladılar. Bize zarar veren otları ayıklamaya başladılar.

İnsan da kendi kalitesini arttırdığında etrafındakiler de kalitesini fark ederler. Etraflarında insanlar toplanmaya başlar. O zaman işler kolaylaşmaya başlarlar. İşte bunun keyfi hiçbir yerde yok.

Zor şartlarla mücadele ede ede insanların bağı da güçlenir.

Sürekli iyilik, sürekli keyif hali hayatını kaplar.

Ne yağmur, ne güneş, ne rüzgarlar arttığında veya azaldığında etkilenmez. Kendi iç huzurunu korur.

İyilik olarak sanıp yaptığımız yanlışların en büyüğü onları rahat ettirmeye çalışmak. Doğru yerde yorulmalarına izin vererek kaliteli nesil yetiştirmek mümkün aslında.

Çocuklarda sürekli olarak keyifli ve huzurlu hayatlara sahip olabilirler.

Aileleri de tıpkı benim gibi onları sevgiyle izleyebilir.

İmkan, sevgiyi değil marifetsizliği arttırır.

Asıl sevgi onun gelişebilmesi için zorluktan pay verebilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner