BEŞ KURUŞ

İnsan bugün yapabileceği basit davranışlarını küçümser.  Sebebi ise; hayat bugün yaptığımız basit davranışların sonucunu bugün vermez. Bugün yapılan davranışların gelecekte bir karşılığı vardır. Aynı bugünkü sonuçların geçmişte bir karşılığı olduğu gibi.

Dolayısıyla insan seçimleriyle gelecekten bugününe neyi getireceğine karar verir. Şimdiki zamanda iyiliğin de, kötülüğün de etkisi yüksek değil. Bu sebeple insan şimdiye baktığında yanılır. Şimdiki zaman geçmişten gelen tepkilerin bir sonucudur.

İnsan hemen sonuç alamadığı için yaptıklarını karşılıksız zanneder. Oysa adım adım verdiğimiz tepkiler sonucu getirir. İnsanlar yavaş yavaş bozulur, yavaş yavaş toparlanır. Küçücük doğru davranışın çok büyük bir geleceği olur. Bir de bu sürekli hale geliyorsa, o karşılık daha da büyür.

Dolayısıyla bugün gücünün yettiği konuda küçük bir adım atmak önemlidir. Bu hareket gelecekte gücünün yetmediği konuyu yönetebilmeni sağlar.

İnsan geçmişine ne yığdıysa, bugün o baskı yapar. Bugün ne yığarsa, gelecekte de o baskı yapar.

Yani mesele gücünün yetmediği konularda, “Nasıl olsa yapamıyorum.” diye bırakmak değildir. En basitinden, yapabileceğin yerden başlamaktır.

Fatih öyle yaptı, 5 kuruştan başladı…

Fatihin öyküsü…

Fatih, maddi anlamda zor bir çocukluk geçirmişti. Haliyle bu durumdan çok şikâyetçiydi. Her ortamda konuyu dönüp dolaşıp paranın bereketinin olmayışına getirirdi.

Bir gün yine aynı konular dönerken arkadaşı dedi ki; “Fatih sen hiç ihtiyacı olan birine maddi yardımda bulundun mu? ” Fatih gülerek; “Ne yani sadaka mı? ALLAH aşkına, olmayan şeyin sadakası mı verilirmiş.” diye alaycı bir tavırla cevap verdi. Evet, yardım yapmak kolay değildir. Özellikle insanın kendi ihtiyacı varken… Arkadaşı ona bir kutuya küçük küçük para biriktirmesini tavsiye etmişti. ‘’Damlaya damlaya göl olur. Cebinde beş kuruşun da olsa at, bak ne oluyor.’’ demişti.  Fatih bu tavsiyeyi çok ciddiye almasa da arkadaşını kırmamak için tamam dedi.

Kutuyu aldı, evde ayakkabılığın üstüne koydu. Arkadaşı ara ara hatırlatma mesajları atıyordu. Fatih ise nazının geçtiği arkadaşına videolu cevap veriyordu. “Baaak tamı tamamına beş kuruş bırakıyorum kutuya. Fatih’ten kutusuna beş kuruş.”diye göstere göstere atıyordu. Önemli olan: Kutuya para atıyordu.

Zamanla beş kuruş, on kuruş oldu, elli kuruş oldu. Sonraları kutuya para atmayı unuttuğu günleri bile telafi eder olmuştu. Cebindeki en düşük kâğıt parayı kutuya atıyordu. Bu süreç böyle böyle devam etti. 

Aynı zamanlarda yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. İş yerinde sıkıntı yaşamaya başlamıştı. Bir süre sonra işten çıkarıldı ve ekonomisi daha da kötüleşti. Buna rağmen yardım parasını kutuya atmayı ihmal etmedi.

Hayat insanın neye rağmen ne yaptığına bakar. İmkansızlığa rağmen birine yardım etmek, insanın hayatına olumlu gelişmeleri çeker.

Fatih beş aylık bir çaresizlik yaşadı. O sabrın sonunda önceki işinden daha iyi bir işe girdi. İş hem daha konforlu hem daha yüksek maaşlıydı.

Beş kuruşla başlayan öykü, zamanla düzenli yardım göndermeye evrilmişti.

Fatih insanların ihtiyaçlarını gözeten ve nerede kime destek olabilirim diyen birine dönüşmüştü. İlginç olan bu sadece maddi anlamda değildi. Selamlaşırken bile ilk selam veren oydu artık. Fatih tebessümüyle bile moral verir hale gelmişti. İlişkileri toparlanmaya ve çevresi değişmeye başlamıştı.

Nasıl ki bir kar topu aşağı yuvarlandığında kocaman bir kar kütlesine dönüşür… Fatih’in hikayesi de yola çıktığında küçücüktü ama zaman içinde devleşti.

İnsanların davranışlarının sonucu da küçük başlar zaman içinde büyür.

Zaman farkı olmasaydı ne olurdu?

Yani insana iyi veya kötü davranışlarının karşılığı hemen verilseydi…

Hayat, bir öğretmenin sınav kağıdıyla, cevaplarını birlikte vermesine benzemez miydi?

İnsan yaptığının karşılığını hemen almak ister ve sabretmekte zorlanır.

Ama asıl sır, sabrı öğrendiğimiz yerdedir.

Yoksa sınav, sınav olmazdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner